24 Kasım 2019 Pazar

Bir saat

Kırıldım çok kırıldım
Duygularımı anlatmaya çalışıyorum
Çok güzel zaman geçiriyordum diyorum
Kabul görmüyorum
Savunmalarım yararsız
Çok şaşırılmış
Gel de bana sor
Hüküm verilmiş bir kere
Karar verilmiş çok kere
Neler yaptığım hemen silinerek
Ne yapmadığım öne geçirilmiş
Ne anlatılmaya çalışılıyorsa onun en ufak iması bile
Kanıma dokunuyor...
İçimde mi tutsaydım deniliyor
Benim neleri içimde tuttuğumu bilmeyerek...
Hiç hatrım hükmüm yokmuş
Hep cürüm...
Onu anladım...

14 Kasım 2019 Perşembe

Dinle Sadece

çocuklar uyudular. çok uykum var aslında. saat perşembeye sarkmak üzere. ama uyuyasım yok. ev sessiz. Tuna'nın odasına 4 kişi sıkışıp oyunlar oynamışız. akşamı kapatmışız gün sonunu gül kokulu yanaklarla almışız. yarın yine beni aynı gün bekler. yemeğim varsa şanslıyım demektir. en azından koşturmadan Meriç'le parka gidebileceğim. 
o kadar dilim şişmesine rağmen parkta velilerle konuşmak istemiyorum. soğuk derlerse desinler. ikimizin çocuğu da orada diye konuşmak zorunda mıyım? ben de izledim bugün her zamanki gibi... zaten oğlun gelir gelmez kızımı itmiş poposunun üstüne oturtmuş. hoppa yaptıkla geçiştirdik ama durmuyor. başka bir yaşıtı kızı kaydıraktan itti annesi aşağıda beklemeseydi... eyvahlar olsun... ve gene de düşecek olan kızın annesinin oğlana kızmasına sinir oldum. annesi varken başkalarının çocuklarına kızamazsınız. (sonra ne oldu biliyor musun? kum havuzunda yaramazsın sen dediği oğlan kızına kum attı, gene kızdı bu sefer kızı da oğlana attı oğlan bu sefer kızın annesine attı sonra kızı da kendi annesine kum attı. ve kızına kum küreği ile bacağına vurdu. ben olaylardan uzak dursun diye Meriç'i uzaklaştırdım. çünkü gözlerini kırpmadan aksiyon izliyordu. ve oğlanın annesinden bir tek kelime çıkmadı. kızılacaksa ben kızarım desin ne bileyim. e senin de kızına yaptığın oldu mu desin? bunlar daha 2.5 yaşında desin... kum olayında biraz yükseldi yalan değil. ay hatırladıkça deli oluyorum. keşke ben mi deseydim bişiyler... ben olsam o kadar huzursuzluk çıkaran çocuğumu parktan güzellikle eve götürürdüm. ne o keyif alıyor ne de ben. bugün o gün değil demek ki... ben huzursuz oldum mesela o ortamda durmak istemedim... aldım Meriç'i eve döndüm.. dönemedim gitmek istemedi... kahveciye götürdüm, bana latte ona su.. tokuştura tokuştura içtik... 
en çok üzüldüğüm hafif de olsa bu şiddet ortamına maruz kalan Meriç eve geldiğinde hırçın davranmaya başlaması. umarım sadece yorgun olduğundandır. umarım sadece ondandır.
sürekli parkta yaşıyormuşum gibi bundan önceki yazımda da Tunayla parktaymışım. aslında bu konuda yazmayacaktım. parkta yaşananlarla ilgili... başka bir şey yazcaktım. kendime dönük içime dönük birşeyler. başka zamana artık...

20 Haziran 2019 Perşembe

Yedi Dünya


Kuğulu Parkta kendimi turist hissederim çocukluğumdan beri... Etrafta konsolosluk çok olduğundan yedi dünya parkıdır...
Bugün koluma Tuna'yı takıp gittim... Bitmeyen yaz yağmurlarından nasiplendik. Hemen Ceviz'e girdik. Tuna her zamanki gibi dondurmacı abisine "bana iki top çikolatalı, külahta lütfen..." Çantama baktım ve cüzdanım yoktu durun dedim sadece 1 top alabiliriz. Tuna hiç itiraz etmedi... Tunalıya cüzdanımı evde unutarak gelmişim hemde çocuklu hemde Tunalıya hemde Cevize... Ama hazır dondurma yedirmiyoruz lütfen... Cebimde 7.25 tl... Tuna dondurma aldı 1 top, kaldı 2.25... 
Ceviz de dondurmayı götürürken benimle büyümüşte uzun uzun sohbet ediyor... Mobil bankacılıktan karekod ile ATM den para çekebiliriz diyorum. Ama telefonu siddin senedir güncellemediğimden onu da yapamıyorum... İtunesdan güncellemem gerekiyormuş o derece yani... Bilgisayar deyince bizimkinin gözlerinde ışık... Beraber yapalım mı güncellemeyi Annecim ben de öğrenmiş olurum... Peki...
Bu sırada yağmur dindi... Parka dönebiliriz... Ama heryer ıslak o zamana kadar güvercinlerle oynuyor... Yem almak istiyor... 1 lira neyseki... Yem bitince parka cesaretlenip dalan çocukların arasına dalıyor. Yanıma geliyor. Anne konuşmak istiyorum ama  anlamadığım bir dil konuşuyor... E sor bakalım ingilizce biliyorsa konuşursunuz.. Gidiyor hiç çekinmeden... Yanına oturuyor... Adını söylüyor önce sonra onun adını soruyor... Çocuk kardeşini çağırıyor... Abdul diyor... Kaydıraktan kayıyorlar hep beraber... Bizimki sabırsız. Kay kay diyor hızlıca sonra go go go diyor... Aslında aynı dil konuşmaları gerekmiyor... Çocuklar anlaşırlar... Kaydırağın sonunda mutlu yüzler. Altüstü kaydın be çocuk ne var gülecek bunda. O kadar basit bir oyuncak nasıl güldürebiliyor seni diyorum kıskanarak...
Bugün park neşeli. Bazen veli sesleri çocuk seslerini bastırıyor. Parkı AutoPark mafyası basmış gibi oluyor o zaman. Su Peri kaydıraktan ters çıkma Gül Peri ordan çıkma Ay Peri ipi sallama Yağız bak bununla oyna Kayra gel burdan çık... Ama bugün öyle değil... İçiçe çocuklar...
Tunaya bakıyorum hemen 3 kardeşin arasına girmiş... Ebeleme oynuyorlar... Başta dalga geçiyorlar benimle diyordu ama barışmışlar... Ben olsam yanaşmam birdaha onlara ama çocuk hesap kitap yapmıyor... Nerde mutluysa orda duruyo...
Tuna biraz daha çekingen mi olsaydı böyle çekirge gibi her ortama atlamasamıydı... Diye düşünüyorum kuru bulduğum bankta otururken... Ben ne kadar az sosyalleşsem o kadar iyi... Çekirdek bir çevrem var bana yeter... Onlara da hücreme kadar açarım içimi zaten...
Çocukken trende koltuk koltuk gezip "Şenin Adın Neeeee" diyen kız çoktan gitti aynı trenin camından bakarken uçan kırmızı şapkası gibi...
Beni heryere bırakıp heryerden alan babamın yerini alan Melih arıyor Tunanın terli tişörtünü değiştirirken, hemen koşmaya başlıyoruz... Tuna son kez bakıyor parka ben de Tuna'ya... Sonra da eve gelip bakıyorum bu fotoya ve fotonun altındaki yazıya...

18 Eylül 2017 Pazartesi

iki senedir yazmayışım hiç bir yere yazmayışım anlamına gelmiyordu ve deftere kitaba dönüşümden kaynaklanıyordu. sonbahar olmasından mıdır bilinmez.
iki senedir evde tv izlemiyorum. sene başından beri aktif bir instagram kullanıcısı da değilim. eski günlerdeki gibi geçmiş yıllardan bir ajandayı kendime günlük yaptım. ona yazıyorum. bu aralar yazılarımın konusu başta meksika fasulyesi olan şimdi ise kız olduğu kesinleşen bir bebek hakkında. ve bu duruma tepkileri ile beni neşelendiren Tuna hakkında.
Trakyalımısın sorularına aldırış etmeden, ismi Meriç olacak. Meriçle Tuna tanıştı. Ayrıntılı ultrasona giren Tuna'nın hiç susmaması, başımı okşayıp hiç acımıcak annecim demesi ve doktorumun Tuna'yla "Ateşle Oynama"yı söylemesi paha biçilemezdi.
Tuna beş yaşını bitirdi temmuzda. ne istediğini bilen olmayınca azıcık asileşen ama sonra yola gelen bir çocuk.  aniden sinirlenip sonra pişman olmasıyla adeta küçük bir "tezcan". yabancı ortamlarda hiç zorlanmıyor. kafadan ortama karışıyor ama öncesinde bir selamlaşma, dinleme ve cevap verme eklemesi lazım. dikkatini çeken başka birşey olduğunda yanındakini yüzüstü bırakabiliyor. konuşurken seçtiği sözcüklere, kurduğu cümlelere hayranım. ruhen genelde sakin olarak nitelendirsem de fiziken çok hareketli. sadece yemek yerken ve birşeyler seyrederken oturuyor. evde tv olmayınca youtubedan müzik videoları izliyoruz. bu aralar en sevdiği Elton John-Nikita. büyük sinemada film izlemekten pek hoşlanmadı. çok gürültülü ve büyük gelmiş olmalı. evde animasyon izliyoruz hep beraber. benim çok sevdiğim charlie brown ve snoopy'i o da çok sevdi.  kendi kendine oyunlara dalıyor. legolara ilgisi bu sene başladı. konuşturmalı oyunlar oluşturuyor. tam bir senarist. senin söyleyeceklerini de o belirliyor. konuşuyor anlatıyor bazen hiç susmuyor. büyüyor mu büyüyor...
büyüdü de anaokuluna başladı. onun adına önemli kararlar vermek biraz tedirginlik verici. sorumluluk almak anlam değiştiriyor bu aşamada. umarım Tuna'nın mutlu olacağı kararlar veriyoruzdur.
zamanın hızına şaşkınım. bu hız içerisinde bir açık penceren oluyor, ben açık pencereden bakınca ocak ayında pencerenin öbür tarafına geçen güzel gülüşlümü görüyorum. ocak ayından soğumuşken, beklenen doğum tarihi ocak ayı olan biri katılacak aramıza. işte zaman bazı acıları hafifletmek için yeni telaşeler koyuyor önünüze. meşale yanıyor. ateş köz oluyor. sen üfledikçe alevlenebiliyor. üfleme...     

5 Ekim 2015 Pazartesi

Hiçlik Zamanı

Yine sadece seni hissettiğim zamanlardan biri... Öyle bir gittin ki... Hiç bir şey söylemeden... Göğsümde bir taş... Ağır... Yutkunmaya çalışarak... Artık sadece rüyalarımda göreceği gerçeği ile karşı karşıyayken... O da bir ihtimal... Mezarının toprağını sulayınca... Suların sana ulaştığını düşündükçe... Öylece... Orada olduğunu düşündükçe... Hiç bir şey yapamıyorum...  

Hoşunuza gidebilecek yazılar...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...